O kadar mükemmelim ki, öyle böyle değil yani o kadar mükemmelim. Tabi tabi.
Hepimiz kendimizi mükemmel zannetmiyor muyuz? Bu yüzden değil midir başkalarına kızışlarımız, görüş baskınlığı yaratmaya çalışmalarımız. Her birimiz kendini mükemmel zannetmeye başladığında kaybetmiyor mu?
Selam. 14 Şubat 2012 itibariyle resmi olarak İstanbul Üniversitesi Enformatik Bölümü Araştırma Görevlisiyim…
Tarih: 20.01.2012; yer: Babamı işten almaya giderken yolumuzu şaşırıp yanlışlıkla gittiğimiz Yakuplu mahallesi. Merkezinde bir akaryakıt istasyonuna girdik. Bir süre beklememiz gerekiyordu. Sağ olsun çalışanlar kendi molaları için kullandıkları küçük odada bizi misafir etmeye davet ettiler.
- Yav bırak Mustafa Abi yaa, sen mi kurtarıcan memleketi Allah aşkına! (daha fazla…)
Herkese selamlar..
Nicedir pek yazı yazmadığımı fark ettim ve halihazırda pek dikkatimi çeken bir konu olduğu için yazıya dökmek istedim. Bugün, sizin de bildiğiniz üzere, yüce Ata’mızın bize armağan ettiği sayısız güzelliklerden biri olan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı. Merak etmeyin, yazıya günün anlam ve öneminden çok daha farklı bir vurgu yapacağım. (daha fazla…)
Sonunda!
Sonunda gitmek istediğim yere gittim ve tüm kalbimle şunu söyleyebilirim ki, beklediğimden çok daha harika bir yerdi..
İstanbul Üniversitesi Enformatik Bölümü Yüksek Lisans öğrencisiyim. Ama başımda bir “ingilizce hazırlık” belası var ki sormayın..
Canımız sıkıldığında, derste, toplantıda veya derin derin bir şeyler düşünürken hepimiz illaki yapmışızdır. Elimizdeki boş bir kağıda önce içimizden gelen basit bir şekil çizeriz. Sonra da onun sağına soluna üstüne altına öyle şekiller yaparız öyle birleştiririz ki garip bir şey çıkar ortaya. Bittiğinde saf saf bakarız neye benzedi bu şimdi diye. Bunun bir sanat olduğunu ve adının “Doodle” olduğunu biliyor muydunuz?
Etrafınıza bir bakın. İcat edilecek ne kaldı ki? Bu saatten sonra ne icat edilebilir? Neyi daha da kolaylaştırabiliriz, neyi hızlandırabiliriz? İletişimi ne şekilde zorlayarak daha güçlü hale getirebiliriz ki? Öyle değil mi? Bence değil… (daha fazla…)
Onlarca site kurdulm, onlarca site tasarımıytla, editlemesiyle, içeriğiyle uğraştım… Ve o kadar yıldan sonra nihayetinde EmreAkadal.Com’u açtım.
Bu kadar zamandan sonra daha yeni kendi sitemi açabilmek bana da garip geliyor. Neden şimdiye kadar açmadın deseniz onun da cevabı basit: “Bilmiyorum…” Açtığım sitelerin bir süre sonra ilgisizlikten atıl hale döndüğünü bildiğim için bu sefer emreakadal.com’u kayıt ettim. E eşek değilim ya, herhalde kendi adıma olan siteye biraz daha nazik davranırım. Yani umarım.
Bu sayfa üzerinden aklıma geldikçe bir şeyler paylaşmayı planlıyorum. Okuyucu sayısı umurumda değil. Sayfada hiç bir reklam ve hiç bir sayaç bulunmayacak. Sadece ben ve -eğer olursanız- siz…
Görüşmek üzere…